Ülkemiz de gündemi takip etmek ve gelişen olaylara yorum getirmek zor zanaat vesselam. Grift bulutların arasında hüküm giyip, mahkûm edilmiş gökkuşağını bulabilmek adına, at gözlüklerimizi zor da olsa bir kenara bırakmak yürek isteyen mücadele…
Düşündüklerimin taslağını oluşturmak için zihnimle mücadele ettiğim dakikalarda Anayasa Paketi’nin kısmi iptali ile ilgili haberler, ajanslara yağmur taneleri gibi düşüyor.
Referandum kapıda!
Anayasa Mahkemesi, çeşitli isimlerle kimlik bunalımına sokulan “açılımın” mihenk taşlarından varsayılan anayasa paketini gerek esasen gerek şeklen inceleyerek, kısmi iptaline karar verdi.
Kararın kamuoyuna açıklanmasında sonra zihnimde bazı sorular belirdi. Kısaca paylaşmak gerekirse;
*Malum paketin değerlendirilmesinde esasa girilmesi, mevcut anayasa uygun mudur?( 4.ve 148.maddeler açıktır.)
*Malum paketin hangi maddelerine istinaden iptal kararının oy birliğine sunulduğu?
*11 üyenin oy birliğiyle karara bağladığı sonuçta,“evet” veya “hayır” oranı vb.
Aradan belli bir zaman geçtikten sonra Haşim Kılıç’ın çeşitli gazete ve televizyonlara verdiği röportajında sorularıma kısmen de olsa tatmin edici cevaplar bulabildim.
Çeşitli kaotik ortamlardan kök salan veya haklı gerekçelerle temelini atıp maalesef statüko ve stabilite odaklarının güdümünde kalan bazı partilerin “Kayıtsız şartsız HAYIR!” feryadı figanları duyulmaya başlandı bile…
Halkın isteklerine cevap, sorunlarına çare bulmak adına desteklenip seçilen mebusların; parti ideolojilerine veya cukkayı doldurmaya müptela olmasıyla seçmenlerle bağlarını kopardığı bu dönemde, tabiri caizse ana rahmine geri düşmek zorundalar. Neden mi?
Referanduma “evet” veya “hayır” oyu kullanmaları için seçmenlere paketi, sunulan anayasayı aktarmak veya samimi olmak gerekirse kandırmak için…
***
Doğanın kanununa ayak uydurup iktidar mücadelesine sahne olan “yasama, yürütme, yargı” üçgeninin de izleyici rolüyle(bu konuyu değineceğim.) nefes almaya çalışan bizler, “adaletin mi yoksa ideolojik gladyatörlerin akıl savaşlarının mı” galip geleceğini izleyip hep beraber göreceğiz?
Referandum sonucunu biz belirleyeceğimiz halde, üstümüze izleyici elbisesi biçiliyor veya biçiyorsunuz diyebilirsiniz haklı olarak!
Cevap vermeden önce “referandum mu plebisite mi” tartışmalarının yaşamasına ramak kala bazı tespitlerde bulunmakta fayda var diye düşünüyorum.
Referandum; 1961 anayasasıyla hukuk sistemimize merhaba deyip,“halk oylaması” anlamına gelir. Anayasa değişikliği, yasaların kabulü ve çok önemli olaylarda halkın iradesini ifade eden demokrasinin en güzel örneklerini teşkil etmektedir. Sözlük anlamında göze ve gönle hitap eden bir tanımı olsa da kritik soru; dayatmanın ve yönlendirmenin uzağında özgür iradeyle ve refere edilen konunu içeriğinden haberdar mıyız?
Plebisite; eski Roma’da plebslerin(ayrıcalıklı sınıf ve partiler.) aldığı kararların teba ya sunulup, oylanmasıdır. Diğer bir değişle yasama organlarının biri tarafında belli bir olay için halka sunulan sorunun, halkın reyine, onayına ihtiyaç duymasıdır. Referanduma göre daha ilkel ve sığ bir kategoriye girmekle beraber akla gelen soru: İktidar partisinin bazı çıkar ve menfaatlerini toplumun hassas olduğu sosyal olguların çözümüyle beraber belli bir kılıfa sokup, açılım çatısı altında işleyen mekanizmanın bir parçası olmaya ittiği yol, toplu durum mudur?
***
Kavramların karmaşıklığı sıkıntı verici de olsa ürkütücü olan, referanduma gidilecek olayın bilinmesi, ego ve rant fırsatçılığı gömleğinden(kefende denilebilir.) sıyrılıp objektifliğin yakalanabileceği kuşkusudur. Çeşitli komplo teorilerinin, kumpasların veya kök salmış sorunların çözümüne samimiyetle uzatılan dalın iç içe geçtiği şu zamanlarda Özal hükümeti döneminde ilk adımı atılan “ateşten gömlek “diye nitelendirilen açılımın(tüm eksikliklerine rağmen!) başlatılması ve kararlılıkla devam edileceği söylemlerinin bile benim için büyük bir ilerleme olduğudur. Dile kolay gladio,ergenekon veya çekiç güç diye adlandırılan(ne derseniz deyin.) örgütün zehirli sarmaşıklarını kesmek veya zedelemek bile demokrasi yolunda büyük bir devrimdir. Gönül ister ki bu işin kökenine inmek ve olayın menşeinde sonlandıracak kadar istekli, kararlı ve mutabakat zeminine sahip olmak.
***
Demokrasi giden yolun vicdanlardan ve özgürlükten geçtiğini bilmeme ve desteklememe rağmen değerli aydın Uğur Mumcu’nun “parlamentolar toplumların aynasıdır” aforizmasıyla nakavt oluyorum. Toparlayacak olursak nakavt olan düşüncelerimi harekete geçirecek son sözle yazımı bitiriyorum;
Adalet topaldır ama er geç hedefine ulaşır. B.Franklin…


























