22-Mayıs-2012, 01:58 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
Bilge Köyü Vahşeti ve Mardin...
R.Gökcan GÜNER
R.Gökcan GÜNER

Eklenme Tarihi: 24-Temmuz-2010, 15:46
Okunma Sayısı: 382
Kimilerine göre arazi kavgası, kimilerine göre namus cinayeti ama bana göre kendilerine devlet misyonu yüklenmesine aracılık etmiş koruculuk siteminin ürettiği gözü kara canilerin gerçekleştirdiği, Mardin’in Mazıdağ’ı ilçesine bağlı Bilge Köy(Zanqirt.) katliamının birinci yıl dönümüydü geçen hafta...

Sebep ne olursa olsun, 44 can vahşice katledildi orada…

Adaletin tecelli etmesiyle bir nebze de olsa vicdanlara su serpildi ama orada bir gerçek var ki; Bir nesil yitirildi o topraklarda…

Yitirilmekle kalmayıp, öfkeyle büyüyecek bir nesil yaratıldı belki de…

Kısa bir örnekle olayı gözler önüne sermek istiyorum.

Mekiye Çelebi katliamın tanıklarından sadece biri. Ailesinden 23 kişiyi kaybetti. Düşünebiliyor musunuz?

23 can!

Hangi yakınlıkta veya uzaklıkta olduğu önemsiz olan, bir daha göremeyeceği,23 yakınını kaybetti.

Dudaklarımdan zor da olsa çıkan şu soruyu sordum zihnime?

Ne uğruna kaybetti…

Koruculuk, Empati ve Öfke

Şimdi bu olayı bir kenara bırakıp, düşünelim beraber ne dersiniz?

Ellerine silah verilmiş, burada ki her olaydan haberdar olacaksınız denilmiş, burasının güvenliğini siz sağlayacaksınız diye tembih edilmiş cahiller topluluğunun(Korucuların!) güç göstergesi uğruna dudak uçurtan bir sayıda aile bireylerinizi kaybettiğinizi…

Soğuk duş etkisi yarattığını, dinginleşmiş öfke volkanını harekete geçirdiğini, zamanı durdurup şuurları bulandırdığını ve anlatılamayacak kadar derinlerden hissedilen bir duygu yoğunluğu yaşadığınızı biliyorum, cevap vermenize gerek yok…

Öyle ki Reuters, olayı çağdaş Türkiye tarihinin en kanlı olaylarından biri olarak nitelendirdi.

Müebbet

Pişmanlığın bir ömür boyu devam etmesini sağlayan, aciz ve çaresiz bıraktıran ve gün geçtikçe acıların palazlanmasıyla dermansız yaralar açtıran müebbet cezasının, idam gibi kısa yoldan ölüme götüren cezadan daha acı verici olduğunu düşünüyordum, sanıklardan birinin adliye çıkışında:“Yaşasın kötülük”,”Çorum’da adalet yok” diye slogan atmasına kadar…

Bu nasıl bir vahşiliktir, bu nasıl bir caniliktir, bu nasıl bir cehalettir, bu nasıl bir zihniyettir anlam veremiyorum!

Biraz daha devam edersem bu konuya, rahatsız edici cümleler sarf edeceğim için konuyu değiştiriyorum izninizle.

Gündüz Mezarlık Gece Gerdanlık

Dinlerin ve dillerin buluştuğu, gün içerisinde kilise çanlarından da cami minarelerinden de yükselen ilahi çağrıların bile insanları ürkütmediği aksine saygı gösterildiği hatta önem arz edildiği bir şehirden,

Unesco’nun koruma altına aldığı 100 kentten biri olarak gösterilen bir şehirden,

Tarihe tanıklık eden, savaşlar yaşayan ama yıkılmayan, dimdik duran bir şehirden,

Manastırlarıyla, camileriyle, kiliseleriyle, medreseleriyle kana, kavgaya, ayrılmaya, ayrışmaya, dağılmaya meydan okuyan bir şehirden,

Yeni kurulan üniversite açılışında 3 dilde hoş geldiniz mesajları verilen, dualar okunan bir şehirden,

Katliamın ardından 3 dilde mevlidin okunduğu bir şehirden,

Televizyonlarda tarihi yerlerini göstererek prim yapma çabasındaki yönetmenlerin, kaba konuşmaları(ben bile şaşırıyorum!) ve sığ düşüncedeki dizi karakterleriyle çarpıtılan ve böyle tanıtılan bunlarla da kalmayıp Bilge Köy’ü katliamını Mardin’e mal eden, yaftalayan politik zihniyetlere boyun eğme zorundalığına başkaldırmış Mardin’den bahsediyorum.

Mardin’imize sahip çıkalım!

Hülasa

Bilge Köy’ü katliamının arka bahçesine girilmesi gerekliliği çağrılarına kulak vermeyen yetkililerin, bir an önce olayın arkasında ki karanlık odakları, mayınlı arazileri soruşturma kapsamına sokmak zorundadırlar. Demokratik diyebileceğimiz ülkelerin olmazsa olmazlarında biri de gerçeklerin gün yüzüne çıkarılmasını sağlayan iradenin olmasıdır. Katliamın mağdurlarına gerekli manevi desteklerin sağlanması muhakkak ki duyarlılık ve sahiplenme göstergesidir. Ama unutulmamalıdır ki; bu tür kanlı olayların ve aydınlanmamış terör olaylarının arkasındaki derin bağlantıların ortaya dökülmesi bölge halkının rahatlanmasını sağlayıp ve ülkemizi daha ileri seviyelere taşıyacaktır. Ülkemizde asimilasyon, imha ve inkâr politikalarıyla kökeni uzun yıllara dayanan ve gerekçe olarak “vatan elden gidiyor!” söylemleriyle nefes alan güruhların yavaş yavaş gün yüzüne çıktığı şu zamanlarda hepimizin soğukkanlı olmasını gerektirecek konjonktürlerle boğuşuyoruz. Gerçek şudur k; olaylara bize dayatılan pencereden bakarak değil de, kuşku tohumlarının serpildiği ve girilmesine inatla, hatta şiddetle karşı çıkılan topraklarda cesaretle yürümek zorunluluğudur. Tabi gerçekler aranıyorsa…

Çünkü kuşku gerçekliktir!