22-Mayıs-2012, 02:04 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
Kürt sorunu mu Kürt realitesi mi?
R.Gökcan GÜNER
R.Gökcan GÜNER

Eklenme Tarihi: 05-Ağustos-2010, 16:05
Okunma Sayısı: 245


1514 Çaldıran Savaş'ında itibaren toprak bütünlüğünün korunması ve sınırların genişletilmesi politikasında beraber yol alan, fikir ve gönül birliğinde mutabakat sağlayan iki halktır Türkler ve Kürtler. II.Mahmut döneminde de gördüğümüz başkaldırı silsilesinden günümüze gelen 39 isyan olmuştur. Her ne kadar da ilk isyan ile son isyan arasında neden bağlamında benzerlik olmasa da ayaklanma ve ardında başkaldırı, tarih tutanaklarına ve zabıtlara geçmiştir.
***
Kökeni 1979'da atılan ve 1984 Eruh baskınıyla gündeme gelen PKK artık sadece ülkemizin değil tüm dünyanın takip ettiği ve ilgilendiği global bir örgüttür maalesef. Örgütün hamuru Marksist-Lenist ideoloji ile mayalanmış fakat daha sonra(ki bunu kurucu kadroların faili meçhulleriyle açıklayan araştırmacılar vardır.)tabiri caizse eksen kaymasıyla büyük Kürdistan hayaline dümen kırmıştır.12 Eylül darbesiyle Diyarbakır Cezaevi'nde orantısız güç ve işkenceler ile güçlenip(ki aynı durum Mamak cezaevinde bulunan ülkücü hareket içinde geçerlidir denilebilir.)günümüz şartlarında istatistiksel ve feodal olarak sıçrama yapmıştır. Sorunu sadece ülkemiz ekseninde düşünmek ve ona göre yol haritası çizmek büyük bir eksiklik diye düşünüyorum. Bunu BOP ile ilgili ortaya atılan ve içerisinde Fas ve Endonezya'yı da içine alan 100 yıllık projenin bir ürünü olarak görmek ve yaşanılan gelişmelerin sadece ülkemizle sınırlı olmadığını gösteren kısa bir araştırma yapmakla bile görmek, çokta zor değil...
Elimizde ki bilgilere göre terör olaylarında şu ana kadar -faili meçhul cinayetlerle beraber- 60-65 bin yurttaşımızı kaybettik. Harcanan parayla dünya ekonomisinde 11. veya 12. sıraya gelebileceğimiz istatistiksel olarak gösterilmiştir. Rakamsal olarak da 250 milyar dolar ödenek ayrılmıştır...
Buraya kadar, teorik olarak cümlelere döktüğüm bilgilerin sizi de sıktığının farkındayım. Benim burada aktarmaya çalışacağım terörün sosyolojik boyutu olacaktır.
***
Bölge halkının özellikle 90'lı yılların başlangıcında mağdur olduğu, yerlerinden yurtlarından uzaklaştırılmaya zorlandığı, dayatmayla, baskıyla nefes almaya itildiği ve sonuç olarak Pkk'nin güç kazandığı dönemleri analiz etmekte fayda olduğunu düşünüyorum.12 Eylül darbesi sonrası Kürt yoktur! Söyleminin(vb. söylemleri çoğaltmak mümkündür.) açık ve net bir şekilde söylendiği ve bunun aksini savunanların sessiz sedasız bir şekilde ortadan kaybolmasıyla fitilin ucu ateşlenmiştir.Bu baskı sadece Kürt vatandaşları için olmamakla beraber İslam dışında farklı dinlere mensup insanların bile kendi kimliklerini saklamaya ve kabuklarına çekilip yeraltına inme zorunluluğuna sebebiyet vermiştir.90 dönemini incelediğimiz zaman Madımak olayının, Gazi olaylarının ve ondan önce Maraş olaylarının olması bunu ispatlamaktadır.Rejimin zorla oluşturmak istediği tek düze insan profili ve düşünce yapısı ister istemez seslerin daha gür çıkmasına ve akabinde parmakların tetiklerle daha sık buluşmasına neden olmuştur.Anlattıklarımla büyük fotoğrafa baktığımız ve siyasi pazılın parçalarını birleştirdiğimizde bölge halkı üzerinde etkinliği olan,söz sahibi bağlamında kendini tek merci hissettiren bir örgüt çıkıyor karşımıza.Bu görüntünün ışığında Pkk'nin bölgede yaşanılan olayların nedeniyle değil de yaşanılan olayların sonucu olarak ortaya çıktığı ve zamanla menşeinden saptığı realitesini önümüze getiriyor.
Evet, Pkk neden değil sonuçtur!
***
Farklı bir noktadan yaklaştığımız zaman ise, bölge halkının daha önce vesayet ve dikta rejiminin baskısı altında kimlik bunalımına sokulduğunu ve daha sonra örgüt baskısıyla kafesine tıkılmaya zorlandığı bir gerçektir. Sanıyorum ki bir örnekle kendimi daha iyi ifade edeceğim; bölgede yaşayan biri olarak dönem sonunda memleketime gittiğimde kulaktan kulağa yayılan şehir efsanesi misali, esnafın kepenkleri kapatmak zorunda olduğu eğer kapanmaz ise büyük maddi hasarlara sebebiyet verecek olayların gerçekleşeceği duyuldu. Ve (olaya bizzat şahit oldum.)Amerikan filmlerinde görmeye alıştığımız, ölümcül bir salgının varlığı nedeniyle karantinaya alınan şehirlerde yaşanılan görüntüden farklı değildi yaşadıklarım ve hissettiklerim.
Ekmek alacak fırın, sebze alacak manav veya market yoktu!
Dışarı çıktığımda, potansiyel taşıyan eylemci damgası yiyebiliyordum rahatlıkla...
***
Bölgede yaşanılan olayların arasında kalmış halkın, ne yapacağı kimlere kulak vereceği karmaşası hala devam etmektedir. Çünkü 90'lar da yaşanılan ve şimdi Ergenekon diye gün yüzüne çıkan derin devletin etkileri hala devam etmekte olduğundan, devlete karşı güvenmek-güvenmemek tarzı ikilemlerin ve kafa karışıklığının olduğu görülebiliyor insanlarda. Bu cümleyi yazarken marjinal kesimleri hesaba katmadığımı da belirteyim. Çünkü bu coğrafyada yaşayan yurttaşların ta Osmanlı'dan beri bağlandığı manevi bir güç kuşaktan kuşağa aktarılarak hala devam etmektedir. Bu güç İslam inancına bağlılıktır! Bunun yanında toprak bütünlüğü sadakati ve samimiyetle açılan kollara evet diyebileceğidir.2002 seçimlerinde AKP'yi iktidara taşıyan ayaklardan birinin bu olduğunu kabul etmek ve göz ardı etmemek gerekmektedir Yazdıklarımdan paradoksal bir sonuç çıkarmanızı gayet normal karşılıyorum. Ve inanın ki soracağınız soruları bile tahmin edebiliyorum. Sorulara topluca şöyle açıklık getirmek gerekirse:

Bölge coğrafyasında yaşanılan kaotik ortamdan rant sağlayan kesimleri çemberin dışında tutup rahatlıkla şu yorumu getirebilirim; bunca yıldır yaşanılan olaylardan bıkıldığını ve huzurlu günlere hasret kalındığı gerçeği büyük çoğunluğun dilinde. Ama ülkemizde yaşanılan olaylarda ve seçmenlerle parlamentoya gelen BDP nin parti politikasında bile şahinler kanadının hâkimiyetinden de anlaşıldığı üzere, örgüt etkinliğini evlerin içinde bile hissettirmektedir. Durum böyle olunca da insanlar, devlet adına korkunç olaylara imza atan derin güçlerle ve yine dış bağlantılardan ziyade toplumun en zayıf noktalarından biri olan duygusal tarafıyla bağını koparmayıp, bağ kurmak istemeyen ve eleştiren kesimleri korkuyla dize getiren bir örgüt arasında kalmış durumda...
İşte tam bu zamanda iktidar partisinin büyük cesaret örneği göstererek ortaya attığı fakat çeşitli isimlerle kafa karışıklığına sebep olup, başlık konusunda bile tutarsız davranıldığı halde (benim, tanıma, kabullenme, samimiyet dalının uzatıldığı proje olarak düşündüğüm, umut ettiğim.) büyük umutlar bağlanılan açılımın, artık ilk heyecanını vermediği bir gerçektir.
***
Bundan önce Ziya Gökalp'ın ve sonraları Celal Bayar, Turgut Özal'ında hazırladığı, günün konjonktürüne uygun çözümleri barındıran 17 Kürt Raporunun olduğunu da öğrendim. Fakat bizzat şahit olduğum son açılımın da Habur'da ki kontrolsüz, plansız ve rahatsız edici olayın ardından fay kırıklarıyla sarsılmaya başlaması bile üzüntü verici...


Not: Yazımın devamını "günümüzde açılım nasıl olmalı?"sorularına düşündüklerimi yazarak devam edeceğim.