22-Mayıs-2012, 02:45 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
Prof.Dr Fısher'a göre aşk
Seval gavas
Seval gavas

Eklenme Tarihi: 30-Ekim-2009, 17:05
Okunma Sayısı: 547
 
Helen Fısher araştırmasından alıntıdır.
 
Prof.dr.Helen Fisher bir sosyal antropologtur.Bu konuyu ayrıntılı yazdıgı bır kıtabı vardır.Sunday Times sadece bır bölumunu yazmış:-)

Sunday Times'ta yer alan habere göre, kadının erkeğe duyduğu ask dort yıl suruyor. Kadinin asik olmasını saglayan beyin kimyasalları uc yıl icinde tukeniyor. Dorduncü yilda ise kadın yeni bir ask bulmak üzere cevresine bakinmaya başlıyor. Yani bu su anlama geliyor: Kadin uc senenin sonunda yeni bir aşkı bulana kadar kendisini garantiye almak için eskiyen erkegi yedekte tutuyor. Kulturel, sosyal ve ekonomik kosullar evliligi yapay olarak uzatsa da, genetik kosullar bu duruma "i-ih" diyor. Ve gizli ya da açık arayışlar başlıyor.

Bizden başka hiçbir memelinin aşkı bu kadar surmuyormus. Helen Fisher'a göre kadın, dort yil icinde erkege duydugu aşkı imha edecek genetik programa sahip. Cunku kadınlar icgudusel olarak farklı erkeklerden dogacak çocuklarda yetenek cesitliligi olacağını biliyor ve bu genetik program, kadının, dogacak cocuklarinin babası olarak tek kisiye saplanmasını engelliyor. Doga cesitliligi seviyor, ne diyelim! Yani kadınla erkek arasındaki aşk iliskisine ekonomik, sosyal ve kulturel boyutlar girmedigi ve de aşk sevgiye donusmedigi taktirde, aşkın dogal,kimyasal ve icgudusel omru kadın acısından uç yılda sona eriyor. Ve memeliler gurubundan olan insan türünün dişisi yumurtasını dolleyecegi yeni bir erkek arayışına giriyor. Boylece doganın çeşitlilik yasası islemiş oluyor. Antropolojik olarak kadını "seri monogamist" olarak tanımlayan Fisher, erkeğin de poligam olduğunu söylüyor.

Yani kadın, askı surdugu surece partnerine sadık, erkek ise fırsat bulduğu anda partnerini aldatmaya hazır. Cinselligi, sadece üreme ve nesli devam ettirme içgüdüsü olarak degerlendirdigimizde bu farkin nedenini anlamak kolay oluyor. Ayda sadece bir yumurta ureten kadinin, yumurtasını dölleyeceği erkegin kim olacağına ozenli bir secimle karar vermesi gerekiyor. Cocugu dogurup buyuten de kendisi olacagi icin en iyi secimi yapması çok onemli. Bu yuzden erkegi uzunca bir süre "kalite kontrolu"nden gecirmeye ihtiyac duyuyor. Aşk kimyasalları, kadının erkegi "sınavdan gecirme" donemini zevkli hale getiriyor.

 Erkek acisindan ise durum farklı. Her bosalmada 300 milyon sperm üreten erkek, icgudusel olarak mumkun oldugunca cok sayıda disiyi dollemeye calisarak, kendi genlerinin sonsuza dek baki kalmasına cabaliyor. Bu erkegin kendisini "olumsuz" kilma arzusunun tezahuru olan gudusel bir davranıs. Kadın, dogurarak zaten kendisini "olumsuzlestiriyor". Erkegin, bir kadına asik olsa bile, başka bir kadınla yatabilmesinin, aşkla seksi ayırmasının nedeni işte bu gudusel programlama. Aşkla seksi birbirinden ayıramayan kadınlar ise erkeklerin aşk ve seks ayrımını yüzeysel buluyor. Kadın, "Hani bana aşıktın, nasıl başka bir kadınla yatabildin?" Erkek ise"O sadece bir seferlik ilişkiydi. Sana duyduğum askla ne ilgisi var?" diyor.

Ve cinsler arası gudusel savas "Adem ile Havva'dan" beri suregeliyor. İki taraf da kendi acisindan biyolojik ve gudusel olarak haklı. Aşk insana haz veren bir duygu. Aşık olunan kisiyle yasanan cinselligin hazzı gudusel cinselligin verdigi hazzin cok cok otesindedir. Tabii bu haz boyutunun doğada bir karşılığı var: aşk duygusunun ürettiği kimyasallar. Bunların hem spermin kalitesini yükselttiği, hem de -kadın cinsel birleşmeden aldığı haz oranında bedeni farklı kimyasallar ürettiği için- böyle bir ilişkiden doğan çocuğun fiziksel, duygusal, ruhsal sağlığında ve zeka seviyesinde büyük etkileri olduğu biliniyor.

Zaten doğa da, nesillerin en sağlıklı biçiminde devam edilebilmesi için aşk denilen duyguyu bize bahşetmiş ya. Aşık erkek, bilinçsiz de olsa işte bu yüzden önce partnerine vereceği hazza önem verir. Aşık olmayan erkek ise bencilce sadece kendisinin alacağı hazzı düşünür. Aslında kadının hazzını içermeyen bir cinsel ilişkinin erkeğe vereceği hazza da gerçek anlamda haz denemez. Bu olsa olsa, biyolojik ihtiyacın karşılanmasından duyulan bir rahatlama olabilir. Tıpkı açlık htiyacı giderildiğinde duyulan rahatlık gibi.

Açlık ihtiyacı, kuru ekmek ve suyla da giderilebilir, harika bir ziyafet sofrasında yer alan lezzetli yiyeceklerlede. Sizce hangisi insana daha fazla haz verir? İşte aşk içeren cinsellikle, sıradan cinsellik arasındaki -kıyas bile kabul etmeyen- fark, kuru ekmekle-ziyafet sofrası arasındaki fark gibidir.Aşk, cinselliğin "haz" garantisidir, doğanın da gelecek nesillerin sağlığını garantileme yoludur. Aşkla cinsellik daima birliktedir. Cinsellik aşkı doğurmaz. Ama aşk cinselliği harika kılar. Doğanın da bizden istediği bu. Aşk cinselliği ibadete dönüştürür.

Aşk insana vermeyi öğretir. Aşk paylaşmayı öğretir. Benciliğimizin duvarlarını yıkabilmeyi, bencilliğimizin ötesindeki "ben"i görmemizi sağlar. Aşktan korkan insan, kendi cinselliğinden korkan insandır. Platonik aşkı yücelten ama cinsellik içeren aşkı (hele belediyenin evlilik tapusu yoksa) aşağılayan bir toplumuz. Platonik aşkı yüceltmemiz de cinsellikten korktuğumuz içindir. Çünkü cinselliğin ayıp, kötü, günah olduğu öğretilmiştir bize.

Cinsellik içermeyen aşk olabilirmiş gibi, platonik aşka "temiz" aşk deriz. Cinselliğin aşkı kirlettiğini savunuruz. Platonik aşklar, platonik kalıyorsa, ya cinsellik yaşamaya olanak bulamadığı içindir, ya da tek taraflı olduğu içindir. Oysa platonik aşk yaşayan kisi aşık olduğu kişiyle yaşayacağı cinselliğin hayaliyle yanıp tutuşur. Bu yüzden de doğası haz olan aşk ona dayanılmaz acılar çektirir. Aşk acısı denilen şey, cinselliğin aşık olunan kişiyle bir nedenden dolayı yaşanamamasından kaynaklanır. Ya aşık olduğunuz kişinin tabuları aşkına ağır basıyordur, ya bize artık aşık değildir, ya da biz aşkı "temiz" tutmak istiyoruzdur. Toplumsal onay ugruna kendi dogasindan vazgecen tek varlık insan. Bunun da bedelini ağır vaka bir yalnızlıkla ödüyor.

 Her canlının doğasında var olan cinsellik bir tabu haline getirildigi,cinselligin "yasal" kosullarla belirlendiği, cinselligin ozgur insanın kendi secimi oldugu gercegi goz ardı edildigi surece, kendi yarattigimiz hapishanenin tutsakları olmaktan kurtulamayız. Cinselligin ayıp, gunah, kotu oldugu bir dunyada cinsellik meta haline gelir.

 Cinselligin ticareti yapılır, kadinlar, erkekler ve cocuklar pazarlanir is adamları için Uzakdogu'ya seks gezileri düzenleyen "turizm" firmaları, pornografi dergileri ve filmleri iyi "is" yapar. Evlilik, askin degil,bedava seksin yapıldığı bir cikar ortaklıgına donuşur. Ask harika bir duygudur ama "sevgi" değildir. Ask ve sevgi arasındaki fark ise başlı başına bir konu .