22-Mayıs-2012, 03:42 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
Sızma Operasyonu
Cenk Eğilmezbilek
Cenk Eğilmezbilek

Eklenme Tarihi: 11-Ocak-2011, 13:26
Okunma Sayısı: 315


 

 Bu hafta size, sayın Banu Avar’ın yazısından alıntılar yaparak Siyonistlerin ülkemize nasıl sinsi ve ustaca sızdıklarını anlatmaya çalışacağım.

 

 İlk olarak ülkemizde Amerikan hayranlığının nasıl başlatıldığına bir göz atalım.Ben yaşım gereği o dönemleri bilmesem de, sayın Banu Avar bakın nasıl anlatıyor :

 

Ben ilkokulda olmalıyım. Yakacık’ta bir yaz. İstanbul’un o zamanlar bir sayfiye semtinde benden birkaç yaş büyük ablaların, ‘yello submarin’ , ‘Lusin dısıkayin daymaaan::’ gibi sesler çıkararak, Beatles parçalarını gevelediklerini ilk duyuşum. Hey dergisi çıkmıştı, batıdaki son trendleri gençliğin üzerine fışkırtıyordu.. Sinemalarda Hollywood saltanatı sürüyordu..Hayat dergisi, Amerikalı yıldızların hayat hikayelerini, evlerini, aşklarını konu ediyordu.. Basının her yanında Amerikan rüyası vardı..Amerikan yardım anlaşmasının bir maddesi de, ‘Türk basınında sürekli Amerikan propagandası’ yapılma şartıydı.

Amerikan Büyükelçiliği AFS ve Fulbright bursları veriyor, gençler sıraya giriyordu..

O yıllarda yüzlerce barış gönüllüsü Türkiye’yi harmanlıyordu..

Doğu mitingleri hazırlık aşamasındaydı…

ABD Türkiye’nin etnik haritasını bir kez daha incelemeye alıyordu..

112 adet NATO haber alma tesisi Türkiye’de kuruluyordu.

Kıbrıs’ta katliam vardı.. 

Amerikalı ‘uzmanlar’ her yandaydı…..

Bunlar olurken, büyük şehirlerde gençler, PX Amerikan mağazalarından bluejean almak için sıradaydı. Clint Eastwood’un ‘Birkaç Dolar İçin’ filminden sonra, ‘bir kısım’ gençler mahmuzlu çizme ve kovboy pançosu bulma derdine düşmüştü. Kadıköy Cep sinemasında Animals grubunun parçalarını dinleyen salon, film boyunca dans etmişti.. ‘Michele Ma belle’ ya da ‘All hung up in your green eyes’ tınılarını bilenle bilmeyen bir olur muydu?! ..Aynı yıllarda Türk halkının yüzde 80’i Bangladeş fukaralığına eş bir durumda yaşıyordu..”

İşte genç jenerasyonun Batı hayranlığı böylelikle başlamış oldu.Fakat sadece halkı etkilemek yetmiyordu, birde ülke siyasetini etkilemek vardı ve bu operasyon için düğmeye basıldığında, ülkemiz için planları şöyleydi ,

 1) Hükümetlere siyasal tavsiye ve danışmanlık, 

2) Tek tek şahıslarla temas, kişisel yardım uygulaması,

3) Siyasal partilere maddi ve teknik yardım,

4) İşçi sendikaları kooperatifler ve özel örgütlenmeleri desteklemek,

5) Kişilerin özel olarak eğitilmesi,EĞİTİM TAKASLARI,

6) Ekonomik operasyonlar,

7) Gizli propaganda,

8) Bir rejimi desteklemek ya da devirmek için askeri ya da siyasal operasyonlar’ yapılacaktı.

İşte böylelikle ülkemizi yavaş ve sabırlı bir şekilde örümcek ağı gibi ördüler.Bugün yurt dışında Avrupa ve ABD hayranı olarak yetiştirilmiş birçok siyasetçi ülkemizde mevcut.Sizlere bu siyasetçileri tek tek saymak isterdim.Fakat hem laf kalabalığı olmaması açısından hemde merak edenlerin araştırma yaparak daha doğru ve net bilgilere ulaşabilmeleri için bu isimleri söylemeyeceğim.Bu isimleri belirlemek için yapılması gereken tek şey, google arama motoruna merak ettiğiniz siyasetçinin adını yazın ve CV bilgilerini kontrol edin.Avrupa ve ABD’de eğitim görmüş, Siyonist burslar vasıtası ile yetiştirilmiş birçok siyasetçi göreceksiniz.

Tüm bunları okuduktan sonra herkesin aklında şu soru olacaktır.Biz bu örümcek ağından nasıl kurtulacağız ? Bu soruya verilmiş çok güzel bir cevapla yazımı bitiriyorum.

 

1947 de Amerikan yardımıyla birlikte Türk halkı özellikle aydınları bir kültür enjeksiyonunun hedefi olmuşlardır.

‘Ecnebi’ okullarda ya da diyarlarda eğitilenler artık bu ülkenin insanları değillerdir. Onlar iki arada bir derede kalanlardır.. Kültürel ‘tecavüze’ uğrayanlardır. 

Bu bir ‘sızış’tır. Bir milleti millet yapan tüm özelliklere kezzap atılışıdır. 

İşte bugün sızılmış bir Türkiye’nin sızılmış aydınları, tıpkı eskiden olduğu gibi, Türkiye’yi bölme, Amerika’ya manda yapma projesinin gönüllü askerleridir! 

Bu taarruza muhatap olan, ve kendi üzerinde oynanan oyunu algılayamayan geniş yığınların , sık sık ‘Biz ne yapacağız?’ diye sorduklarını aktarırdı, Attila İlhan.

''Tuhaftır, soru sahipleri, cevabı bulmakla mükellef olanın da, kendileri olduğunu ne biliyor, ne kestirebiliyor! Çünkü 'kopya', 'alafrangalık' sahici 'yurttaşlık bilincini' bulandırmış…. Böyle bir soruyu sordukları anda, yetersizliklerini itiraf edip çareyi başkalarından -muhtemelen 'ecnebi'den- beklediklerini açıklamış oluyorlar. İyi de, 'kültürsüzleşme' dedikleri, 'bizâtihi' bu değil midir?’(BANU AVAR)