22-Mayıs-2012, 04:00 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
Bir Ülke Hayal Ediyorum ! Düşürdüğüm Cüzdanımı Geri Getirecek!
Burak CANLI
Burak CANLI

Eklenme Tarihi: 14-Ocak-2010, 08:21
Okunma Sayısı: 441

Bugün ben ve üç dostumuz piknik yapmak için deniz ve çimlerin buluştuğu Mersin’in Mezitli İlçesinde bulunan kıyıya gittik. Hava çok güzeldi. Sohbet heyecanlı olarak gündem oluşturan Ergenekon, Kürt, Türk, İş, Aş, Rant konularından bahsederek geçiyordu. Konulardan laf lafı açarken bir takım şeyleri daha önceden de olduğu gibi yeniden fark ettim. Benim düşüncem bilgilerim ve geçmiş deneyimlerimden şöyle şekillenirken. Karşımdakinin düşünceleri ise kendi bilgileri ve geçmiş deneyimlerinden böyle şekilleniyordu.

 

Buna karşın öncesinden ve sonrasından haberim olmadığı gibi şimdikini de bilmediğim bir takım hususları aklımdan geçirdim. Düşünür ve fikir üretirken bilmediğim o kadar çok şey vardı ki, saymakla bitirmek zor! ABD ne düşünüyor? İsrail ne istiyor? Gücümüz nedir? Bir yığın cevabını bilmediğim soruyla karşı karşıyaydım. Ben ise manasız ve anlamsız bir şekilde bu konunun böyle olması gerekir diyordum. Oysa ben sadece görünen veya insanlara gösterilen şeyleri televizyonları başında oturan insanlardan daha çok olmadan biliyordum. Tamam, ben Hukuk eğitimi almıştım. Tamam, ben daha pek çok konuda eğitimliydim. Ama nafileymiş bunlar.

 

Benim almış olduğum bu eğitimler sadece yorumlama gücümü geliştirmemde bir nevi sağlamlık yaratmaktadır. Ama bilgilerimiz tam değilse bu yorumlama gücü neyimize yarar. Biz eğitimli insanlar bir konuyu yorumlarken yeterince ve hatta eksiksiz bilgi sahibi değilsek ufkumuzun ve bakış açımızın ne kadar dar ve yanlış olacağını anlarız. Koltuklarımızın başında biz sevgili vatansever insanlar düşünüyor ve konuşuyoruz. Ama bu yeterli değildir. Bizlerin gerçek bilgilere ihtiyacı var. Eğer elimizde olanlar yeterli değilse hiçbir noktaya varamayız. Bir arkadaşım cehalet mutluluktur demişti. Belki bir yerden alıntı yaptı. Ama bunun önemi yok. Önemli olan şey bilmemenin mutluluğudur. Biz Vatansever, insan sever kişiler olarak ilacımız belki de bilmemektir.

 

Sonra piknik yaptığımız yerin etrafına biraz etraflıca bakındık. Mersin Büyük Şehir Belediyesinin yaptırmış olduğu Çardaklar çok güzeldi. Belediye Başkanının ismi Macit ÖZCAN’DIR. Partisi CHP dır. Gerçekte isminin ve mensup bulunduğu Partisinin bir önemi bulunmamaktadır. Ben kendimde Mersin İlinin Toroslar İlçesinde Demokrat Parti’den (eski adı Doğru yol Partisi’nden) 29 Mart 2009 Yerel Seçimlerinde Belediye Başkanlığına adaydım. Bu arada gördüğünüz üzere reklamımı yaptıktan sonra esas konuya değineyim. Sayın Belediye Başkanımızdan bahsediyorum. Ama bahsettiğim kişi benim Partilim olmadığı gibi aynı zamanda da adaylıkta da azda olsa yarıştığım birisidir. Bu kişi tutmuş ve oraya muhteşem çardaklar yaptırmış. Bunları yaptırırken çalmış olabilir. İhaleye Fesat karıştırmışta olabilir. Ya da yapması gereken diğer hizmetleri aksatmış ve bazı yerlere hizmet vermemişte olabilir. Dikkat edin kötü ve zararlı şeyleri yapmış olabilir diyorum. Yapmıştır demiyorum. Kendisini her hangi kötü bir şeyle itham etmiyorum. Belediye Başkanlığıma adaylığım sırasında da ne kendisini ne de her hangi bir belediye başkan adayını veya belediye başkanını kötü bir şeyle suçlamadığımı belirtirim. Evet, ellerine sağlık ne güzel Çardağı yaptırmış. Ama biz kullanan ahali bu çardağı kullanamamışız. Kenarlarını kırmışız. Çardağın başına gelebilecek her türlü zararı vermişiz. Hor kullanmışız onu. Sonuç Çardak nerdeyse Mevla’sına kavuşmak üzeredir.

 

Biz halk olarak hep siyasilerin bir şeyleri götürdüğüne inanırız. Kanaatimiz odur ki dayısı olan malı götürür. Kanaatimiz odur ki adamı olan yol yürür. Bir gün kardeşimin bir okul arkadaşı büroma gelip eşitlik ve adaletten bahsetmişti. Bana adamı olanların bunu kullanmamasını ve terazinin yönüne etki etmemesi gerektiğini söylemişti. Ben de ona bildik olan “bal tutan parmağını yalar” lafını söylemiş ve duygularını paylaştığımı ama onun balı olmadığı için ağladığını söylemiştim. Çok zaman geçmedi ve benden bir konuyla ilgili olarak torpil yapmamı istemişti. Belki yapabileceğim bir konu olsaydı yapacaktım. İnsanları mutlu görmek hoşuma gidiyor. Üzülen insan beni de üzüyor.

 

Konumuz Çardaktı. İşte bizler ona buna suç aramaya devam edip duralım. Kendimizin hiç suçu yok mu? Biz çok mu temiziz? Bırakalım bu işleri! O Çardağı Sayın Macit Özcan o duruma getirmedi. Biz getirdik. Ama onu suçlamak kolay olandır. Şehrimize olduğu gibi toplumsal olarak kullanılan her şeye sahip çıkılması gerekiyor. Biz halk olarak bunlara sahip çıkmazsak kim çıkacak? Suçlu olan bizleriz. Polisler çalışmıyormuş! Ambulanslar geç geliyormuş! Hepsi havagazı! Hâkim, Savcı, Polis… Ve diğer tüm meslek mensupları halkın içinde yaşayan kişilerdir. Sevgili Macit ÖZCAN da halkın içindendir. Tüm suç halktadır. Çevremize karşı duyarlılığız her konuda tam manasıyla üst seviyede olmalıdır. O zaman güzel günleri geleceklerde aramaya ve beklemeye gerek yoktur.

 

Piknik bitti toparlandık ve gittik. Çöplerimizi çöp tenekesine atarak gittik. Ne yazık ki Cüzdanımı düşürmüşüm. Geri döndük ve piknik yaptığımız yere gittik. Beş altı genç oturuyordu. Cüzdanımı sordum. Bilmediklerini söylediler. Belki bilmiyorlardı ve belki de biliyorlardı. Ne var ki hiçte yardımcı olmadılar. Ne sağlarına ne de sollarına baktılar. Kaybedilen cüzdan ne de olsa onların değildi. Yanımda bulunan arkadaşlarım Sevgili Nasrettin Hocanın eşeğini arar gibi cüzdanımı aramadılar. Hani var ya Sevgili Nasrettin Hocamızın eşeği bir gün kaybolmuş. Konu komşu onun eşeğini güle oynaya aramaya konulmuş. Gel gör ki Sevgili Nasrettin Hocacım Benim canım Ülkemde cüzdanımı kaybettim ve gene o beş altı genç cüzdanımı güle oynaya bile aramaya konulmadı. İstiflerini bile bozmadılar. Sevgili Nasrettin Hocacım bu günler kötü günler. Ülkemiz insanlarının eğitimleri ve tahsilleri yükseldi. Her eve elektrik ve su geldi. Abdestimizi artık evlerde rahatça alır olduk. Ama bizlerden geçen zaman ve gelişen teknoloji çok şeyler aldı götürdü. İnsana ait duygular yerini kendisinde suç aramayıp karşısındakini suçlayan, yardımı, iyiliği unutmuş, yanarsa yansın bana ne, ne hali varsa görsün ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın zihniyetine dönüşmüş. Sevgili Hocam senin zamanında, ahalinize Sevgili Timur tarafından verilen filleri doyuramadığınız için sorunlar yaşanıyordu. Ama gene de o halk senin kapını çalmadı mı? Evet, kapını çaldı. O halk kapını çalarken, soruna çare bulursa hocamız bulur diye, çaldı. Halk sorunun bilincindeydi. Halk çare arıyordu. Halk bilinçliydi. Halk belki senin Timur’un yanında bırakıp kaçtı. Ama gene de o halk senin Timur’un kapısına kadar arkanda gelmedi mi? Geldi. O halkı sen ta o zamanlardan suçladın. Sen Timur’a dedin ki biz bu fillerden çok memnunuz bize birkaç fil daha ver diye. Bu halde Sevgili Nasrettin Hocam sen bu zaman da yaşasaydın ne yapardın kim bilir?

 

Arkadaşlar benim canı gönülden sevdiğim cüzdanım yukardan da anlayacağınız üzere kaybolmuştur. Keşke kaybolmamış olsaydı. Keşke çalınmış olsaydı. Bir gün arabanın camı kırılmış ve kırılan camdan çantam çalınmıştı. Çalan kişiler belki bir gün lazım olur düşüncesiyle ve belki de başka bir düşünceyle çantamı getirmişlerdi. Ama kayboldu. Çalınmış olsa, çalanın Avukata saygısı ve sevgisi olurdu getirirdi. Ama düştü. Düşeni hırsız bulmaz. Düşeni Suçlu bulmaz. Düşeni kim bulur? Ey kurbanı olduğum Ülkem kaybolanı kim bulur? Canım yanmıştır. Tecavüze uğramış gibi hissettim kendimi. Ama ne var ki cüzdan gitti. Cüzdanın içinde telefonlarımın bulunduğu kartımda vardı. Şu an saat 22.58 ne arayan ne de soran var. Umut ettim arayan olur diye. Bekledim belki getiren olur diye. Ne arayan ne de gelen oldu. Sevgili cüzdanımdan ayrılalı en az on bir saat oldu. İçim yanıyor ve içimde insan sevgisi. Yüreğim sızlıyor ve içimde iyilik. Ve ben bir Ülke hayal ediyorum düşürdüğüm cüzdanımı getirecek.