Geçen yazımda sizlerle paylaştığım ilk kaza telefonundan birkaç sonra müşteri olarak aradım hayatın kadınını.Dışarıda görüşmek üzere onun karar verdiği bir cafede randevulaştık.Telefonla konuşmamızın ardından 24 saat bile geçmemişti.Sadece seslerimizin kaynaşmasıyla yetinmemiş,şimdi de bakışlarımızı kaynaştırıyorduk.Buluştuğumuz cafe bu işi yapan bir kadınla bir araya gelmek için oldukça lükstü.Burda kimseyi küçümsemeyie çalışmıyorum.Ama birçok insan böyle hayal eder diye düşünüyorum.Kendisi de yaptığı iş için oldukça lükstü. Çünkü evde yemeğini yapan bir ev kadınından veyaçocuğunu parkta gezdiren bir anneden hiç farkı yoktu.
Uzun uzun analiz bakışlarının eşliğinde gelen sorular cevapların ardından kurulan sıcak iletişimle buzdağının arkasındaki sıcak,güneşli,şirin tepelere ulaşmıştım.Bu benim için hiç kolay olmamıştı. İlk bakışta çok havalı,soğuk olan davranışlarının ardında aslında sıcacık,mütevazi bir kalp taşıyordu.Yaptığı işten dolayı Hayal kişiliğinin maskesini takmak zorundaydı. Takma adı hayal olan beyaz tenli,kahverengi saçlı,yuvarlak yüzlü,balık etli,ortaya yakın boylu,sade giyimli,temiz yüzlü bu hoş bayanın gerçek adı Arzu'ydu.
Arzu'nun gün içinde birkaç tane toplumsal statüsü ve görevi vardı.Sabah 9'dan 5'e kadar bir muhasebe bürosunda çalışmaktaydı.Tabi bu çalışmada Arzu kimliğini kullanmaktaydı.Geceleri de Hayal kişiliğine bürünmek zorundaydı. Aynı zamanda Arzu tam gün bir anneydi. 5 yaşında bir kızı vardı. Eşinden ayrılalı 2 sene olmuştu.Severek evlendiği bu insanı şiddet uygulaması, eve hiç gelir getirmediği gibi bir sürü borç getirmesi,,hiçbir sorumluluğunu yerine getirmemesi yüzünden aşkını kalbine gömerek terketmesi gerekmişti. Mahkeme de babaya güvenmeyerek kızı Arzu'ya vermişti.Eşinin aldığı borçlar da ondan bir hatıra gibi Arzu'ya kalmıştı. Şimdi hem borçları ödüyor,hem kızıyla kendini geçindirmeye çalışıyordu. Kendi ailesinin durumu dapek iyi olmadığından onlara da yardım ediyordu.Kızı haftaiçi hep ailesinin yanındaydı. Hafta sonları eğer iş çıkmayıp Hayal olmsı gerekmezse kızıyla özlem gideriyordu.Yaşı daha 28 olmasına rağmen bu yaşadıklarının yükü daha şimdiden Arzu'yu 5-6 yaş daha olgun gösteriyordu. Onun yaşında pekçok kız heleki bizim toplumumuzdadaha bekar,hiçbir işte çalışmadan ,altında son model arabalar rahat rahat geziyor, bir kısmı daha ya üniversitede okuyor,ya master yapıyordu.Kimi yaşılarıda baba parasını ne yapacağını iyice şaşırmış akın akın yurtdışı üniversitelerine yada dil okullarına gidiyorlardı.Bu yaşıtlarının birçoğu karşılarına çıkan kendilerine denk,hayırlı kısmetlerinide ya şimdi olmaz kariyer yapmam lazım ya da boyunu beğenmedim,saçını beğenmedim, kaşını beğenmedim diyerek ellerinin tersiyle bir kenara itiyorlar ,yollarına dökülen gülleri çiğneyip geçiyorlardı. Birçoğu da sorsanız hep birşeyler eksik,hep mutsuzlardı. Oysa Arzu'nun bunları seçme şansı olmadığı halde kısa anlarda mutluluğu görebilme ,yaşayabilme özelliği vardı.Kızıyla yaşadığı anlar onun için herşeye değerdi.
İşte hayat böyle birşey.Bir rüzgar şeklinde hepimizi yapraklar halinde istediği yöne sürükler. Biz ne kadar farklı yöne gitmek istesekte . İşte günümüz Türk toplumunda da ekonominin ,hayat şartlarının ve beraberinde toplumsal değerlerin bozulmasıyla meslek sahibi ,işinde gücünde ve aynı zamanda bir anne olan Arzu taşıdığı sosyal kimliğe aykırı davranmak zorunda kalmıştır.Ve onun gibi daha nice sosyal statüsü yüksek olan insanlar kişilikleri ve bulundukları konumla bağdaşmayan toplumsal rollere bürünmüşlerdir. Bugün toplumdaki konumunu yeri sarsılsa bile koruyabilenlerimiz şükretmeli ve mutlu olmalılar.