Nasıl Çıkar Karanlıklar Aydınlığa
Eklenme Tarihi: 21-Mayıs-2011, 16:00
Okunma Sayısı: 607
Günlerden bir gün, sosyal iletişim ağlarından birinde zaman öldürürken birden üniversiteye hazırlık dershanesinde tanıştığım Mustafa’nın çevrim içi olduğunu gördüm.
“Merhaba” dedim. Ve sohbetimiz başladı.
Mustafa, ben üniversite 4. sınıfa giderken 2. sınıfa gidiyordu. Bir devlet üniversitesinde “Su ürünleri” bölümünün son sınıfındaydı. Üniversiteyi biraz geç kazanmıştı ama bir üniversitede okuduğu için mutlu olsa gerekti…
Hal hatır, hoş sohbet derken; üniversiteden ayrıldığını öğrendim. Tarifsiz bir üzüntüyle karşı karşıya kalmıştım. Zor şartlar altında, senelerini harcayıp kazandığı üniversiteden neden ayrılıyor sorusu belirdi zihnimde ve hiç zaman kaybetmeden sordum.
“Ama neden?”
“Böyle olması gerekiyordu” dedi.
Mustafa ile iyi bir arkadaşlığımız vardı, dershanedeyken birlikte zaman geçirirdik, o belki sıkılıyordu ama ben onunla vakit geçirmeyi seviyordum. Nitekim genelde ders saatlerinde görüşürdük, molalara pek aldırış etmezdi. Pek sırasından da kalkmazdı zaten.
Her neyse…
Mustafa ile konuşurken, neden üniversiteden ayrıldığı sorusunu yineledim…
Dedi ki: “Son sınıfta görmem gereken bir laboratuar dersi var”
Mustafa’nın gözleri görmüyordu ve o, bu dersi almak zorunda olduğunu öğrenmişti ancak durumunun bilinmesine karşın üniversite tarafından müsaama gösterilmemişti.
Ve son sınıfta okulu bırakmak zorunda kalmıştı.
Madem görülmesi gereken bir ders ise neden görme engelli kişilerin bu bölümü seçmelerine müsaade ederek boşu boşuna yıllarının çalınmasına neden oluyorsunuz. Üniversiteyi kazanıp diğer insanlar gibi eşit fırsatlar sağlayabilmek için senelerce dershanelere gidip, puanının yettiği okula giren bu kişiye neden son sınıfta “Senin bu dersi mutlaka görmen gerek” diyorsunuz.
Madem görülmesi gereken bir ders ise neden görme engelli kişilerin bu bölümü seçmelerine müsaade ederek boşu boşuna yıllarının çalınmasına neden oluyorsunuz. Üniversiteyi kazanıp diğer insanlar gibi eşit fırsatlar sağlayabilmek için senelerce dershanelere gidip, puanının yettiği okula giren bu kişiye neden son sınıfta “Senin bu dersi mutlaka görmen gerek” diyorsunuz.
Senelerinin çalınması bir yana, yıkılan hayaller, boşa harcanan emek, zor şartlar, maddiyat da bunun cabası…
“Dava aç ya da ne bileyim haber yapalım bunu” dediğimde ise reddetti.
Son senesinde üniversiteden ayrılmak zorunda kalan arkadaşım, her şeye baştan başladı. Yine üniversiteye girmek için aylarca çalıştı, dershanede yanına gidip soruları okurdum o da cevaplardı. Sesimi kayıt cihazıyla kaydedip evde onları dinleyerek çalışırdı. Belki o dönemde yardım alacağı kimse yoktu.
Mustafa sınava girdi ve kazandı, şimdi yine bir üniversiteye gidiyor eğer son anda bir aksilik çıkarıp da “Sizin bu dersi almanız gerekiyor, onun için de öncelikle görmeniz gerekiyor” demezlerse seneye üniversite mezunu olacak.
Umutlar böylece daha da yeşeriyor…
Ancak, devlet büyüklerinden birinin engelli bir vatandaşa ki; “Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” cinsinden tüm engelli vatandaşlara: “Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz” demesi sürç-ü lisandan başka bir şey olmamalı.
Bu sözler kaç tane üniversite bitirirse bitirsin, insanın kendini eksik hissetmesine neden olmaz mı?
“Eksiklik – özürlülük” önyargısını öncelikle devlet büyüklerinin zihinlerinde yok etmeleri gerekiyor; lakin engelli vatandaşlar çalışmaktan utanmıyor. O nedenle umut yıkan değil; umut verenlerden olmak gerekiyor. Bunun için de başta devlet adamlarına çok ama çok büyük görevler düşüyor. Nice Üniversiteli Mustafalar yetişsin diye… Yoksa NASIL ÇIKAR KARANLIKLARI AYDINLIĞA ?


























