22-Mayıs-2012, 21:22 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
DÜŞÜNDÜNMÜ ?
Emre Kaya
Emre Kaya

Eklenme Tarihi: 25-Mayıs-2011, 07:04
Okunma Sayısı: 491
Yoktun: Yüz sene önce, bin sene, yüzbin sene, milyon sene önce yoktun. Yok olduğunu da bilmiyordun. Çünkü sen yoktun. Hiçbir insan da senin “yok” olduğunu bilemezdi. Hatta senin yokluğun o zamanlar söz konusu bile olamazdı.Sen yoktun ki yokluğun veya varlığın söz konusu olsun. Doğdun. Daha doğrusu, belli bir zamanda ve belli bir mekanda doğan bir çocuk oldu. “Sen”. Sen kimdin? Sen seni daha bilmiyordun. Sadece bir cıyaklıyor, bir uyukluyordun. Erkek mi kız mı olacağını sen belirlememiştin. Doğduğun tarih ve yer sana sorulmamıştı. Kaç yüzbin sene önce Habeşistan’daki bir mağarada doğabilir miydin? Babil’in Asma Bahçelerini sulayan bir bekçinin oğlu, yahut Fenikeli bir çömlek tüccarının torunu olabilir miydin? Yahut fravunun pramitleri yapımı için taş taşıyan bir köle veya bu köleleri efendisi için çalıştıran baş amele olabilirdin yahut zalimlerin sofralarındaki kırıntıları yiyip onlara methiyeler düzen bir şair veya bir yazar olabilirdin, yahut özgürlüğüne kavuşmak için Surya Kelê’nın yapımında kullanılan (1m.x1.5m.) ebatın da taşları yapan bir köle olabilirdin, 2279 yılının kıyamete yakın aylarında, Şemdin’linin ortasında 15 milyonluk bir kırsal şehrindeki mütevazi bir gökdelenin 85. katında dünyaya merhaba diyebilir miydin? Babanı ve anneni sen seçmemiştin. Onlar da seni seçmemişti. Doğduğunda görüp tanıdılar seni. Sende seneler sonra onları tanıdın. Zengin çocuğumu, yoksa fakir çocuğu mu olacağını önemliydi. Ama bu da senin elinde değildi. Doğdun. Üstelik bir insan olarak doğdun. Hani bir tarla faresi olarak da varlık alemine doğabilirdin. Yahut kapkara bir hamam böceği, yahut ta sevimli bir kertenkele, ve yahut Nevala Suryê’de Pirkam Heci Sarê’nın civcivlerini yemek için plan kuran bir aç tilki olabilirdin… Bunlardan hiç biri olarak doğmadığın kesin. Neden doğdun, niçin şu zamanda bu mekanda, filancanın çocuğu, falancanın kardeşi oldun? Neden kertenkele oldun veya olmadın? Tüm bu sorular, sorsan da sormasan da, seninle beraber doğmuş oluyor. Soruları düşünmemek soruları öldürmez. Şöyle veya böyle niçin doğduğunu merak etmeden yaşadın, yaşadın. Büyüdün. Okudun veya okumadın, köylü veya şehirli oldun, evlendin veya evlenmedin. Belki korkak, belki cesur oldun. Belki zeki, belki kalın kafalı oldun. Belki pazarda hamal, belki kasabada kaymakam oldun. Belki belediyede memur, belki başbakan oldun. Belki bir arkadaşın sana Allah’a iyi bir kul olmanı tavsiye etti ve sende kabul ettin ama sonra Dünyanın nimetleriyle tanışınca caydın ve mürtedliği basit zevkler uğruna tercih ettin. Belki gardiyan oldun, belki soytarı, belki asil oldun, belki niçin yaratıldığını merak ettin, belki de umursamadın. Belki Türkiye’de rektör oldun, belki de rektörlerden zülüm gören bir başörtülü, belki menfaat için kalemini satan bir yazar, bekli de şerefini muhafaza eden bir onurlu oldun. Büyüdün ve mutlaka bir şeyler oldun. Belki çoluk çocukla oyalandın, belki sokak sokak aval aval dolandın, belki her gün milyonlarca lira kazandın, belki üç beş kuruş için çırpındın, uğraştın. Belki kitapların arasında geceledin, belki de içki masasında sabahladın. Belki kuş gibi süzüldün, belki yılan gibi süründün. Oyalandın, yahut dolandın, kazandın veya kayıp ettin. Geceledin veya sabahladın, süzüldün yahut süründün. Ama herkes gibi dünyayla birlikte güneşin etrafında bedeva dan birkaç tür attın. Belki yirmi belki otuz tur. Belki altmış, belki yetmiş tur… Ve sen iyi bilirsin ki bu yolculuğu sonsuza kadar sürdüren yoktur. Son istasyona yaklaştın. İnişe geçtiğinin farkındasın. Turların sayısına paralel olarak ortaya çıkan incecik fenerler (Saçlarındaki beyazlıklar), sana son istasyonu hatırlattılar beyaz beyaz… İlk başta görmemezlikten gelirsin, bu uğursuz trafik işaretlerini. Hatta dayanamayıp sökersin yerinden birkaç tanesini… Ancak gün gelir sökmekle baş edemezsin, siyaha yahut kumrala boyamaya çalışırsın… Beyaz beyaz alevlenen sadece saçların değildir. Tüm vücudun için için yanmaktadır. Vücudunda baş gösteren arızalar gün gelir tamir edilemez olur. Tamirciler, sana sahte umutlar verirler… Kesip biçer, söküp takıştırırlar. Nihayet beklemediğin gün gelir. Halbuki hayatın boyunca hep beklemiştin. Büyümeyi, okul bitirmeyi, başarılı olmayı, iş güç sahibi olmayı, evlenmeyi, çoluk çocuk sahibi olmayı, çocukların büyümesini, okul bitirmesini, başarılı olmasını… Hep beklemiştin. Önce kendin için sonra çocukların için! Daha uzun yaşadıysan bu sefer aynı şeyleri torunların için… Ama hep bekledin. Bir beklediğin gerçekleşince başka bir şeyleri bekledin… Beklemekle geçti hayatın… Çok garipti ki yüzde yüz karşılaşacağını bildiğin şeyi hiç beklemedin. Düşünmek bile istemedin. Son istasyona yaklaştığını hissettikçe trene daha bir yapıştın. Yoksullara yardımı düşünmedin. Bazen üç beş kuruşu yahut eskimiş bir elbiseyi verdinse de minnet ettin. Yoksulu küçük gördün, kendini yücelttin. Son istasyona varan arkadaşlarının ve akrabalarının gidişini hüzünle seyrettin. Arada bir bu ayrılışlar olmazsa son istasyonu aklına hiç getirmeyecektin… Trenin son düdüğünü çalacağı günün korkusuyla komplekslere girdin. Bunaldın, çevrendekileri bunalttın. Sonunda herkes gibi öldün. Niçin doğduğunu, nereden gelip nereye gittiğini, hayatın gerçek amacını, ölümün anlamını ve ölümden sonrasını merak etmeden bu dünya gelip gittin. Hamam böceği, kertenkele ve kediler de yaşamları boyunca bunları merak etmediler. Senin onlara, yahut onların sana hayli benzediğini söylesem bunun sebebini de merak etmezsin sanırım!...