22-Mayıs-2012, 21:24 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
Atanmışlar İle Seçilmişler İşbirliği İçerisinde Pineklemekteler
Burak CANLI
Burak CANLI

Eklenme Tarihi: 07-Mart-2010, 08:29
Okunma Sayısı: 469

İşte dedim ya artık bundan sonra oradan buradan yazarken asıl olana dokunmadan yaşayacağım. Bu ne kadar böyle sürer bunu kestirmem zor. Ama işte öyle bir şey!

 

Seçilmişler vardır bilirsiniz. Bunlar arasında iki tür seçilmişle karşılaşmanız olasıdır. Birinci türdekilere siyasetçiler ikinci türde olanlara da sivil toplumdakiler olarak belirlemek mümkündür. Siyasetçiler yırtmaya çalışırlar. Yırtmaya çalıştıkları kendi kaderleridir. Yırttım der adam. Yırttım artık ben de ileriye dönük olarak rahat biçimde hayatımı geçireceğim. Sen yırttın sevgili siyasetçim. Yırttın hem de güzel yırttın. Helal olsun sana bu yırtmalar.

 

Diğerleri sivil toplum kuruluşlarının seçilmişleridir ki bu seçilmişler ise bir köşe kapabilmek uğruna neler, neler yapmazlar ki. Onlar için o köşeler nerdeyse bir sıçrama tahtası niteliği görürler. Gideyim oturayım. Aman ha oturayım da sıra bana gelinceye kadar bekleyeyim. He baba de baba böyle alışagelmiş bir şekil de yaşamlarına devam ederler.

 

Peki ya atanmışlar. Bunların da durumu hiç iç açıcı değildir. Verebildiğin kadar alabildiğin bir sistem içerisinde, gelene ağam gidene paşam misali bir kurgunun içerisinde rol almak zorundadırlar. Birisinin öfkesine denk gelmeden hokkabaz misali ince bir ipin üzerinde yürümeye benzer durumları. Yürü baba yürü yürüyebildiğin yer senindir. Gerisini boş ver gitsin.

 

Bir taraftan ahlak dışı hareket eden siyasiler diğer bir taraftan onların koltuklarına göz dikmiş sivil toplum kuruluşlarının sahipleri başka bir taraftan da ağam paşam misali hareket eden atanmışlar. İşte halk bu düzlem de hakkı var sanır. Hukuk var sanır. Sanır ama o halk sanmaya devam ede dursun. Bir de halkın içinde hukuka, hakka inanmayan gözü açıklar vardır. Bunlar belki kötüdür. Belki de içleri kan ağlamaktadır. Ama sonuçta bana ne ya bana dokunmayan yılan bin yaşasın deyiverip geçerler.

 

İçleri boşaltılmış sivil toplum kuruluşları diye daha önce de yazmıştım. Ama burada şimdi daha da ileri giderek içleri hiçbir zaman doldurulamamış sivil toplum kuruluşları diye yazmayı kendimde Don Kişot’un yel değirmenleriyle savaşması gibi bir görev arz ediyorum. Nereye gitsek boş! Ne yaparsak yapalım bir anlamı bulunmamakta. Sağımızın solumuzun çok öncelerinden beri ebelendiği bir yerde durmaktayız. Ellerimizde prangalar. Dillerimiz biz daha anne karnındayken alınmış. Yolumuz yok. Sonumuz yok. Umudumuz yok. Gözü açık değiliz. Kurnaz değiliz. Malı götürenlerin yanında yer almamaktayız. Durumun gerektirdiği gibi şekil, renk almayan bizler için vakit çok geç artık.

 

Seçilmişler olan siyasetçiler, atanmışlar ve sivil toplum olan kişiler işbirliği içinde hareket etmekte ve hatta yasa dışı oluşumların dahi başını onlar çekmektedir. Dağda ki eşkıyadan tutun da şehir deki haydutlara kadar her bir çıkar grupları bunların talimatları doğrultusunda hareket kabiliyetine sahip olmaktadır. Ne var ki hepsiciği henüz daha kirlenmemiştir. İçlerinde temiz kalmış ak pak olan ama şekilde AK olmayan nice kahramanlarımız bulunmaktadır. Bunlar her gün çalışmaktadır. Bunlar üretmektedir. Bunlar verdikleri ürünlerle hayatımızı daha anlamlı kılmaya çalışmaktadır. Hissiyatlı olan bu kişiler ayrıca vicdan sahibidirler. Bunlar zaman, zaman değişik ad ve biçimler de tarihte karşımıza çıkmışlardır. Halen varlıklarını sürdüren bu vatan, insan sever büyüklerimize buradan saygı ve selamlarımı yolluyorum. Çalışmaya devam.