22-Mayıs-2012, 21:41 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
Ölmek...
Deniz Karakurt
Deniz Karakurt

Eklenme Tarihi: 01-Temmuz-2011, 09:51
Okunma Sayısı: 747
Ölebilmek…

Dışarıda rüzgar, ağaçların dallarını yavaş yavaş hışırdatırken... Güneş, tertemiz bir gökyüzünde, ufka sapsarı gömülürken… Günün son ışığı içeriye dolarken... Birazdan sonsuzluğa karışacak olmanın korkusuyla… Yine de yaşamın değerini ve önemini bilerek… Evin başka bir köşesinde kaynatılan dibine yanmış koyun sütü kokusunun her tarafa yayıldığı, kireç badanalı bir odada… Ve kapının hemen ağzında çocuklar senin ölüyor olduğunu umursamadan koşuştururlarken… Bir bahar gününde, yağmurlar yağarken ölmek… Dışarıda, pencerenin önündeki ağaçta ıslanan güllerin kokusu, bir buğu gibi yükselen yoğun toprak kokusuna karışırken ve dallarına yuva yapmış bülbüllerin, birazdan hava kararınca ötmeye başlayacağını aklında tutarak… Bahçede sen öldükten sonra, bu gece gezinecek olan kirpinin de bir gün aynı yazgıyı paylaşacağını ve onun da seninle aynı sonsuzluğa katılacağını düşünerek… Hepimizin içinde var olduğu, yemyeşil ve toprak kokan doğanın bir parçası olduğumuzu unutmadan… Aralık camdan yağmurun sesi, hafif esintiyle birlikte içeriye girip dağılırken… Yıllardır meyvelerini ellerinle koparıp yediğin ama şu anda ulaşmaya mecal bulamadığın elma ağacının senden sonra da çiçek açacağını, ama yine de onun da henüz bir çekirdek olduğu, tohumdan geldiği yere döneceğini birazdan vereceğin son nefes gibi hissederek ölmek… Hemen bahçenin ilerisinde akan çağıltılı derenin daha büyük bir ırmağa kavuştuğunu idrak edebilecek açık bir bilinçle gözlerini kapayabilmek… İçinde defalarca yüzdüğün, balık tuttuğun, tarlanı suladığın suyun coşkun sesini benliğinin derinliklerinde işiterek… O ırmağı atalarından aldığın gibi tertemiz bırakabildiğin için huzur duyarak… Kalkmaya gücünün yetmediği yatağın içinde şu anda korkuyla can çekişirken bile ruhunun, çayırlarda koşarken yeleleri rüzgarda dalgalanan atlar gibi özgür olduğunu tüm varlığınla duyumsayarak… Geçmişin ve geleceğin içinde erimek, kainatla bütünleşmek…

Kuytu bir apartman dairesinde, camdan içeriye vuran soluk sokak lambasının ışığı odanın sentetik boya kaplı duvarlarında sönerken… Dışarıdaki isli hava, kalorifer bacalarının dumanlarıyla kararmış… Basık tavanlı, daracık odanın boğucu loşluğunda kudurmuşçasına yanan radyatörlerin sıcağı genzi kuruturken… İnce duvarlardan geçen, yan komşuların televizyon seslerinde magazin programlarının, dizilerin ve futbol maçlarının gürültüleri kulaklarında çınlarken… Yollardan geçen arabaların uğultuları her defasında önce artıp sonra yiterken… Ait olduğunu hissettiğin yerden uzak… Niye burada olduğunu bilemeden, anlayamadan... Kendi bilincinin içinde hapsolmuş… Diğer odadan duyulan saatin sinir bozucu tik-takları ve banyoda damlayan musluğun sesinin amansız sürekliliği arasında, kendi soluk alıp verişini dinleyerek… Duyacak son ses olarak, üst dairenin televizyonundan yankılanan bir cinayet haberi dinlemeyi… Kimsesiz ve yalnız, hiçliğin içinde kaybolup gitmeyi, umutsuz ve mutsuz yok olmayı... Beton duvarların arasında son nefesini vermeyi… Birkaç gün sonra cesedin birilerinin yaptığı ihbar üzerine polis tarafından bulunarak ölmeyi…

Reddediyorum!

Nasıl öleceğimizi seçemeyiz. Yine de nasıl ölmek istediğimizi bilmeliyiz. Önümüzdeki yılları daha güzel ve daha doğru yaşayabilmek için…


                                                                                                 Deniz Karakurt

______________________________________________________________________

Tüm hakları saklıdır.
© Deniz Karakurt