23-Mayıs-2012, 06:14 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
İçten İçe Üzülen Mutlu Türkiye
Uğur SAVAŞ
Uğur SAVAŞ

Eklenme Tarihi: 10-Kasım-2011, 04:29
Okunma Sayısı: 369

   Bak Atam seni mutlu edecek haberlerim var. Türkiye laik ve çağdaş yapısıyla, istikrarlı bir şekilde ilerliyor. Nasıl mı? Bir o kadar komik, bir o kadar dram dolu.

 

   Bülent Ecevit’in Başbakanlık yaptığı son koalisyon hükümetinde, üstelik üçlü ortaklık varken terör sıfıra kadar inmişti. Bugün baktığımızda “Kürt Açılımı” isimli kitabın iç sayfaları kan, gözyaşı ve kara lekeyle dolmuş durumda. Önsözde şunlar yazıyor: “Bizler teröristleri ülkede davul zurnayla karşıladık, kendi evladımız hakkını aradı diye jop ve biber gazıyla demir parmaklıklar ardına gönderip susturduk.” Sonsözde ise Başbakan Erdoğan’ın, Ağustos ayından bu yana tekrarladığı, “Sabrımız kalmadı” cümlesi yer alıyor. Ne hikmetse, o zamandan bu zamana neredeyse her gün şehit verdik ve vermeye devam ediyoruz.

 

   ‘Ergenekon’ ve ‘Balyoz’ ismiyle sürdürülen davalardan içeri alınan birçok albay, general, yazar ve gazeteci henüz neticelenmemiş ve delili hiçbir şekilde kanıtlanmamış davalar sebebiyle tutuklu olarak yargınlanmaya devam ediliyor. Üstelik Ergenekon davası kapsamında tutuklu gazeteciler ve yazarların silahlı örgüt kurma girişimi sebebiyle yargılanması ve tek silahlarının kalem olması onların hayatının 3 senesini mahvetmiş oluyor.

 

   Buna karşın, Almanya’da bulunan “Deniz Feneri eV” derneğinin topladığı paraları amacına aykırı kullanması sebebiyle açılan dava, Almanya’da 17 Eylül 2008 tarihinde sonuçlandı ve suçlular tutuklandı. Türkiye’de olan ise, bu dava kapsamında üç aydır tutuklu olarak bulunan Zahid Akman ve diğer beş kişiyi 21 Ekim 2011 tarihinde “tutukluluğun ceza olarak gözükmesini önlemek” amacıyla tutuksuz yargılamak üzere salıvermişler. Üstelik Almanya’da bulunan mahkeme dosyalarca delille birlikte savcılarını gönderip bu davayı sonuçlandırmak istemesine rağmen HSYK buna izin vermiyor.  “Niçin Silivri’de bulunanların tutuksuz yargılanmak istemiyle haykırışları duyulmuyor?” sorusuna keşke bir cevap veren olsa.

 

   Son söylemlerinden birinde, terörün panzehrinin demokrasi olduğunu söyleyerek demokrasiyi kendince nitelendiren Başbakan Erdoğan, referandumdan sonrada "Vesayetçi anlayış kaybetmiştir, kazanan demokrasi olmuştur" ifadesini kullanmıştı.
 
 
   Kanun Hükmünde Kararname (KHK) yi kullanarak, halkın seçtiği milletvekillerini ve içinde bulunduğu meclisi hiçe sayarak çıkardığı yeni kanunlar, demokrasiyle ilgili söylediği her şeyi yalanlamaktadır.
 
 
   Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ile ilgili çıkardığı kararname neticesinde siyasal iradeye bağlı özerkliğini yitirmiş yeni bir bilim akademisi ortaya çıkardı. Gerçek anlamda özgür biliminde önü tıkanmış oldu. Daha kötü olan ise, gelen tepkiler üzerine TÜBA’ya üye atanması yetkisi Bakanlar Kurulu’ndan alınıp TÜBİTAK Bilim Kurulu’na verildi. Bu güzel kararın altında yatan şey, TÜBİTAK Bilim Kurulu atamalarını yapanında hükümetin olmasıdır. “Bilim bu duruma ağlamalı mı, yoksa gülmeli midir?” Bu soruma da cevap arıyorum.
 
 
   "Muhalefet sesini çıkarmıyor, onlarda kabul etmiş zaten" diyen arkadaşlar çıkabilir. Muhalefet zaten eskiden beri KHK ların kaldırılmasıyla ilgili başvuruyu Anayasa Mahkemesi’ne gönderiyor. Fakat gelin görün ki Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç. Kendisinin tarafsız olması gerekirken, son çıkan belgelerle birlikte ne kadar taraflı olduğu ortaya çıktı. Kılıç, ABD Ankara Büyükelçisi James Jeffrey’ye “Cumhuriyet Halk Partisi kendi problemleriyle uğraşıyor. İlkesiz, olaylardan uzak bir görüntü çiziyor. Haset ederek, elleri titreyerek bunların ileri demokrasi olduğunu kabul ediyor ama tek görevi, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yaptığı her şeyi reddetmek. Bu seçmenleri kaçırıyor” diyor. Daha ne kadar tarafsızlığı savunulabilir orası tartışılır. Burada eli kolu bağlanmış bir muhalefet görüyoruz.
 
 
   Başbakan çıkardığı genelgeyle, 29 Ekim 2011 tarihindeki Cumhuriyetimizin kuruluş yıldönümü sebebiyle yapılacak törenlerin tümünü deprem ve terör olayları sebebiyle iptal ediyor.  Kendisi bilmiyor ki, 29 Ekim ne bir eğlence, ne de şölen. 29 Ekim bizlerin boğazından rahat geçen ekmeğin, suyun sebebi. Esareti yendiğimiz aydınlığa çıktığımız günlerin ilki. Üzerine nispet yaparcasına, 29 Ekim 2011 tarihinde düğüne katılıyorlar ve katıldıkları düğün depremi ve terörü silip atarcasına fazlasıyla şahşahlı oluyor.
 
 

   Şimdi onca şeyi görüp yaşayan bizler, söyleyin bana Atamız hangi istikrarla, hangi özgürlükle, hangi demokrasiyle nasıl mutlu olsun? Atamızın kemiklerini sızlatan gerici zihniyetin ömrünün uzun olacağını sananlar yakındır sonunuz!