23-Mayıs-2012, 07:18 - Tarafsız haber yayınımız ile 3 yıldır sizlerle birlikteyiz...
 
 
 
 
 
ÇAKIR GÖZLÜ MOR MENEKŞELER
Deniz Batu EBİNÇ
Deniz Batu EBİNÇ

Eklenme Tarihi: 20-Şubat-2012, 00:24
Okunma Sayısı: 300

Toplumların refah düzeyi, ekonomik özgürlükleri ve gelir düzeyleri, onların kültürlerine yansır.

 Ekonomik olarak güçlü olan toplumlar, kültür olarak da zengin olurlar ve toplum içindeki iletişim daha saygılı ve de daha da zarif bir hal alır. Şöyle ki çok iyi maaş alan bir restaurant da çalışan bir garson, müşterilerine daha nazik daha kibar ve görgülü davranır.

Henüz yemeğiniz bitmeden tabağınızı önünüzden almaya kalkışmaz ya da sırf bir an önce masa boşalsın, yeni gelecek olan müşteriye yer açılsın, daha çok kazanalım, patronda kazansın ki bize de yansısın zihniyetinde olmaz.

Eğer emeğin karşılığı tam anlamıyla verilirse o zaman siz tabağınız bitmese bile çatalınızı, kaşığınızı tabağınızın ortasına koymadıkça o tabağın kaldırılmayacağını orada çalışan garson bilir. Eğer çatal, kaşık veya bıçağınızı yemek tabağınızın orta yerine koyduysanız gelip nazikçe tabağınızı önünüzden alır ve afiyet olsun diyebilir, emek karşılığını buluyorsa eğer o garson bu kültürün sahibi değilse bile ona çalıştığı işyerinde bu nezaket kuralları öğretilir.

Fakat ekonomik olarak zayıfladıkça toplumlar, kültürden, medeniyetten bihaber, kültürsüz, medeniyetsiz, görgüsüz bir toplumlar haline dönüşmektedir.

Eskiden babaannem artık çay içmek istemiyorsa, o zaman çay kaşığını çay bardağının üstüne yatay bir şekilde koyardı ve bu davranış, onun çay içmek istemediği anlamına gelirdi.

Çünkü onun yaşadığı devirde insanlar daha saygılı daha görgülü ve daha medeniydi. Çünkü onlar bizim bugünümüzden daha zengindi. O zamanlar teknoloji bu kadar hayatımıza girmemiş, herkes için yapacak bir iş ve herkes için yetecek kadar üretim vardı.

Teknolojinin hızla gelişi ve artan nüfus dolayısıyla işsizliğinde artmasına neden olmasıyla birlikte, insanların refah düzeyi de düşmeye başladı. Teknoloji kısıtlı olan iş alanlarını da daraltmıştı. Böylece insanlar yaşadıkları ekonomik zorluklar nedeniyle, yaşam mücadelesi kaygısı içine girdiler. Birbirlerine saygıyı, terbiyeyi unutmaya başladılar. Komşuluklar, dostluklar, akrabalık ve arkadaşlıklar hızla bitmeye başladı.

Artık insanlar ekonomik kaygılar nedeniyle, birbirlerine gidiş gelişi kesmek durumunda kaldılar ve her yöndün kısmak zorunda olduklarını hissettiler. “Oysa misafirin rızkı daha misafir oraya gitmeden evvel gönderilir İslam inançlarında.”

Çünkü eve davet edilen bir misafir ekonomik sıkıntıların artmasına neden olacaktı, misafirlikler artarsa çocuğunun okul masrafları karşılanamayacaktı, misafire daha iyi ikramlar yapılamayacağı için ben gitmezsem, ben görüşmezsem o da gelmez o da görüşmek istemez mantığı oluştu toplumda.

Sonuç böyle olunca da birbirinden uzak, akrabalıktan, arkadaşlıktan uzak bir toplum haline gelmeye başladık. selam vermek sünnet, almak farzdır zihniyetiyle yetişmiş toplum, selam vermekten bile korkar oldu, selam verirsem borçlumu çıkarım korkusu oluştu.

Sert yaşam koşulları, ekmek aslanın ağzında değil midesinde mantığı, insanları sadece kazanma, ne şekilde olursa olsun kazanma mantığına sürükledi, artık insanlar kazanırken, kendilerinin bir kuruşluk menfaati uğruna; diğerlerinin-toplumun ya da devletin bin liralık zarara uğrayacağını düşünmez olmaktan ziyade, umursamaz oldu.

Medeniyet seviyesi yüksek, görgülü, yüksek nezaket sahibi bir kadın yaptığı yemeği yiyenlere, nasıl olmuş, güzel mi beğendiniz mi şeklinde bir soru sormaz!

Zaten eğer yapmış olduğu yemek gerçekten güzelse, bu yiyenler tarafından takdir edilir!

 Güzelliği, lezzeti ifade edilir, kadının bu soruyu yöneltmesine hacet kalmaz, fakat toplum mali açıdan çok zayıf olunca, tabi ucuz etin çorbası da iyi olmayınca; misafirine karşı mahcubiyet hissettiğinden dolayı kadın her yaptığı yemeği, her yaptığı çorbayı beğendiniz mi diye sormak zorunda hissetti…  Ve bu tip davranışlar artık toplum tarafından alışkanlık haline geldi…

Eğer, eğitimli kültürlü bir toplum istiyorsak, bizlerde toplumsal bilinçsizlikten dolayı huzursuz olmak istemiyorsak, daha medeni bir toplumda yaşamak istiyorsak. O zaman bu ülke için bir şey yapamıyorsak bile, bu ülke için çalışan, didinen bir şeyler yapmak isteyenlerin de işlerine çomak sokmamalıyız. Toplumun her ferdinin varlıktan zarar gelmez, gelirse yokluktan geleceğini bilmesi gerekir. Komşularının kazancını kıskanmak yerine bunun milli kazanç olduğunu bilmek gerekir.

Unutmamalı ki toplumsal huzur, toplumsal refah sadece ve sadece toplumsal birlikten oluşur, toplum birbirinin ekmeğine çomak sokmak zihniyetinden kurtulamadığı sürece toplum hiçbir zaman ne bir toplum olabilir nede refaha ulaşabilir.

Bir saksıdaki onlarca menekşenin bir tanesi bile diğerinin güneşini engellemez. Çakır gözlü mor menekşeler kıskançlık nedir bilmediği için de her biri diğeri ile yarışırcasına daha da güzel bir yaşam alanı oluştururlar. Kıskançlığın olmadığı saksıda bir birlerinin yaşam alanlarını daraltmayan, birbirlerine gölge yapmayan huzur dolu bir toplumu oluştururlar.

Bir toplumu toplum yapan en önemli özellik;  o toplumun kültürel yapısı için de bulundurduğu saygı kavramıdır. !denizbatu!